-
İnsan sevdi mi ucunda ölüm olsa, gelip alır. Ben öyle yapmıştım.
-
sonra
resimleri gördü kız.
sonra usulca toparlandı.
….
Miladından beri alışılagelmiş olduğu özelliğini yitirmeye başlamıştı bir süredir; unutuyordu.
O değil miydi onun miladı? O günü seçmemiş miydi kendine?
O zamandan beri unutmamış, her şeyi, her anı kazımamış mıydı beynine?
Ama işte bir terslik vardı bu aralar, unutuyordu. Bazen cümleleri çıkaramıyordu, bazen ise sesi oluyordu silinen.
“En güzel hatıranı seç” dedi bir ses beyninden, “En güzelini seç ve dondur, fotoğrafını çerçeveleyeceğim senin için; unutmayacaksın.”
“Tamam” diye coştu kız, sevinmişti. Madem ki asla unutmayacağı bir hatırası olacaktı, o zaman en güzelini düşünsündü.
Gece uyudu ve rüyasını gördü;
Parlak bir gündü. Şubat soğuğu parmaklarını kesse de hava güneşliydi. Hiç şikayet etmezdi kız bu iki günden. Elleri sıcaktı, gönlü pek. Gülümserdi, kahkahasını atardı ve çok sevilirdi. Denizin kokusunu ciğerlerine çekerdi.
Kararını vermişti işte; uyandığında fotoğrafını çerçevelemişti beyni.
Aradan bir ay geçti. sonra iki ay. Fotoğrafı daha parlaktı, daha sıcak bakıyordu. İnanıyordu kız, bir gün fotoğrafı daha yüzeye çıkarmalı ve herkeslere göstermeli, kıskandırmalıydı. korkularından, çelişkilerinden, kendiyle düştüğü savaşlardan kurtulduğunda, çerçevenin üstündeki tozları üfleyecekti.
İki ay geçti demiştim, kız eve geldi bir gün. Çerçevesiyle klasik atışmalarını yapmışlardı. Böyle giderse çerçeveyi tamamen yitirmekten korktuğundan onu en derine saklamaya karar vermişti bir süre daha. Aldı defterini ve mektup yazdı çerçevesine. Sonra uzandı ve bilgisayarını açtı.
-ve gördü.
resimleri gördü kız.
sonra usulca toparlandı.
çerçevesini korkarak çıkardı ve baktı;
Denizin karşısına kurulmuş bir bankın sağ tarafında oturuyordu çocuk. Güneşten gözünü kısmış kızı kendine yaslamış, o hiç sevmediği, oysa ilerde belki de çok özleyeceği, perçemlerini kaldırıyor, üflüyor; kızı güldürüyordu. Az önce martıların hikayesini anlatmıştı. Oturuyorlardı işte. Mutlulardı ve oğlan aşıktı.
Kız, bu anı fotoğraflamıştı. En çok bunu seviyordu, öyle düşünüyordu. Ve şimdi her şey değişmiş, yerle bir olmuştu.
Kalktı kız. Bavulunu açtı, sadece kendisini aldı. Her şeyi geride bıraktı. Martıları hatta denizi bile. Fotoğraftaki kızı aldı. Usulca göz yaşlarını sildi, burnunu çekiştirdi ve çerçeveye bir kez daha bakmadan, bakamadan, zihninin ışığını kapatıp odadan çıktı.
-
NEDEN?
-
Bütün vücudum titriyor önce. Sonra görme yetimi kaybediyorum. Gözyaşlarını siliyorum ve tekrar görüşümü kazanıp kendime acı çektirmeye devam ediyorum. “İşte”, diyorum, “İşte bu sana yaptığı.” Bu kadar basit. Bu kadar acı. Bu kadar ölümcül. Benim damarlarım sökülürken, o hala barışmayı istediği için bunlara bakmayı masum görüyor. Hiçbir zaman anlamayacak yaralarımı. Hiçbir zaman anlamayacak ne zaman kapanmaya başlasa tekrar daha derinden parçaladığını. Ben nefes aldığım sürece anlamayacak. Kırgın gidicem öldüğümde. Suskun ve kırgın. “Olsaydı da yapmasaydım” diyecek biliyorum, sıpa çünkü, öyle diyecek ama hiçbir şey değişmeyecek.
-
neye ağlamam gerektiğini de anlamıyorum artık.